KARACAOĞLAN DİYE GERÇEK ANLAMDA YAŞAMIŞ KİŞİ YADA BİR ŞAHIS VAR MIDIR YOK MUDUR?
Kimi Araştırma Çevrelerine göre Geçmişte Karacaoğlan Diye Yaşamış Kişi Yada Şahıs Yoktur ve Hiç Bir Zamanda Olmamıştır!
Sahibi Belli Olmayan Anonim Eserlere ''KARACAOĞLAN'' Atıflaması Yapılır - KARACAOĞLAN Anadoluda Söylenen Dilden Dile Gelen Ağıt Şiir Türkü vs Türündeki Sahibi Belli Olmayan Sözlere Yakıştırılan Bir Hayali Karakterdir , Söylentilere Göre Tıpkı Karadeniz'deki '' TEMEL '' Örneği Gibi ...
1606' doğduğu, 1679'da ya da 1689'da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur.
Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir.
Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda doksan altı yaşında ölmüştür.
Sırasıyla bu iki soruya Karacaoğlan hakkında yapılan araştırmaları
ve şiirleri göz önüne alarak cevap arayalım: Cumhuriyet döneminde
Karacaoğlan hakkında yapılan araştırmaların çoğunda XVII. Yüzyılda
Çukurova’da yaşayan
Karacaoğlan’dan başka Karacaoğlanların da var
olduğu dile getirilmiş.
1-“Nizipli Karacaoğlan”
2-“Rumelili Karacaoğlan”
3-“Yozgatlı Karacaoğlan”

... gibi şairlerin
varlığı üzerinde fikirler ortaya konmuş.
Yaşar Kemal'in Üç Anadolu Efsanesi adlı kitabını epeydir okumak istiyordum. Bu hafta sonu nihayet elime aldım. Yaşar Kemal'in o güzelim Türkçesinin eşsiz lezzetine vara vara önce Köroğlu efsanesini okudum. Akabinde Karacaoğlan efsanesine geçtim. Hey! Nasıl severim Karacaoğlan'ı anlatamam. Şairdir bir kere... Hımm... Sonra bağlama çalar. Maceracıdır. "Etme, eyleme, uyma şeytan sözüne. Gurbet elin kahrı zehirden acıdır. Senin başındaki kavak yelleri gelir geçer... Sazının üstüne saz yok, sözünün üstüne söz yok.... Obadan ayrılma. Gitme gurbet ellere." demişlerdir demesine ama gençtir Karacaoğlan.
Yüreğinde bir top ışık, bir ateş harmanı, çiçek açmış o bahar dalı... Yeni yüzler, yeni dünyalar görmek, yeni yeni insanlarla tanışmak, yeni yeni şeyler söylemek onu çeker. Yolundan döndüremezler. Aşığın birine sormuşlar. Vatanın nere? diye... Sazını göstermiş. "Bura," demiş. O hesap. Aşıktır. Bir yerlere sığamaz Karacaoğlan. Sazı sırtında, yine, yeni, yeniden yollara düşer. İlk defa gurbete çıkmıyordur ki üstelik... Daha önce defalarca uzun uzun ovaları, yolları, belleri, dağları yürümüştür. Ayrıca nereye gittiğini, neyle karşılaşacağını bilmemesi her daim hoşuna gider
Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur!
Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür.
Kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova'da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır.
Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova'da derebeyi olan Kozanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı. İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa'ya, hatta İstanbul'a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre, Bursa'da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü.Anadolu'nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli'ye geçtiği, Mısır ve Trablus'a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde geçirdi.
Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre Maraş'taki Cezel Yaylası'nda doksan altı yaşında ölmüştür.
En son bulgulara göre ise mezarının İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyündeki Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.
Karacaoğlan Osmanlı Devleti'nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının 17. yy'da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz.
Karacaoğlan'ın şiirileri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır.
Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır. Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullanır. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullanır.
Karacaoğlan halk söyleyişine ve zevkine bağlı kalarak doğa sevgisi,aşk ve gurbet gibi temaları işlemiştir.Yaşadığı dönemde üne kavuşmuş,kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkilemiştir. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır.Elinde sazı,dilinde sözüyle köy köy diyar diyar dolaşır insan ve tabiat sevgisini işlemiştir.Karacaoğlan güzellere düşkündür.
Onun övdüğü,izini sürdüğü güzeller canlı hayatın içindedir.Gönlünde bütün güzellere yer vardır. Şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derleyip yayınladı. Birçok şiiri bestelenmiştir.
Şiirlerinin türleri
Karacaoğlan, yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı'nın ve tekke şiirinin etkisinden uzak kalmıştır. Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle Türkçe yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Lirik söyleyişi vardır. Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır.
Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur. Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanısadr. Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11'li (6+5) ve 8'li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır.
Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokça başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir. Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur.
Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur. Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet'ten etkilenmiş; şiirleriyle Âşık Ömer, Âşık Hasan, Âşık İsmail, Katibî, Kuloğlu, Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar 18. yüzyıl şairlerinden Dadaloğlu, Gündeşlioğlu, Beyoğlu, Deliboran'ı, 19. yüzyıl şairlerinden de Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem'î ve Yeşil Abdal'ı etkilemiştir.
Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir. varsağının kurucusu ve en çok varsağı söyleyen şair karacaoğlandır.
Karacadağ adı buradan gelmektedir.Ama bir başka söylentiye göre hikayesi şöyledir;Diyarbakır beyinin dünya güzeli bir kızı varmış.
Beyin yanında marangoz olarak çalışan yoksul bir delikanlı, bu kızı görüp aşık olmuş. Anasına gidip, beyin kızını kendisine istemesini söylemiş.
Anası her ne kadar, bu işin olamayacağını anlatmaya çalışmışsa da oğlunun yalvarmalarına dayanamayarak, beye gidip durumu anlatmış ve sözlerini de şu maniyle bitirmiş.
Güneşe bakmak olmaz Gönülü kırmak olmaz Büyüklük sizde kalsın Seven ayırmak olmaz
KARACAOĞLAN EJDERHA İLE SAVAŞMIŞ ...
Bey kadını dinledikten sonra, "Benim de çok sevdiğim bir oğlum vardı. Bir gün atalarımızdan kalma değerli kılıcımızı alarak, dağda yaşayan ve insanların başına bela olan ejderhayı öldürmeye gitti fakat, ejderha onu öldürdü ve kılıç da dağda kaldı.
Eğer, oğlun bu ejderhayı öldürür, o kılıcı da geri getirirse kızımı ona veririm" demiş. Anası gelip olanları oğluna anlatınca, delikanlı anasıyla helallaşıp hemen dağa gitmiş.
Ejderha Karaca oğlanı görünce, ağzından ateşler püskürterek, daha delikanlı davranamadan, onu yakıp öldürmüş.
Oğlan can acısıyla öyle derin bir ah çekmiş ki, feryadı gökleri titretmiş. Bu çığlığı işiten anası, oğlunun öldüğünü anlamış ve duyduğu büyük acı ile şunları söylemiş.
Sandım olacak düğün Kara gün oldu bugün Oğlumu alan dağlar Sen de karaya bürün
Acılı ananın bu ahı üzerine, dağ kararmış ve bundan böyle bu dağın adı da KARACADAĞolmuştur.

Araştırıcılar tarafından varlığı kabul edilen ancak yaşadığı yüzyıl
hakkında anlaşmazlıklar bulunan Yozgatlı Karacaoğlan XVI. yüzyılda
yaşamış bir Bektaşi Şairi olarak gösterildiği gibi
105 XIX. Yüzyılında yaşamış
ümmi bir aşık106 ve
medrese tahsilli görmüş bir şair 107
olarak da gösterilmektedir.
Yozgatlı Karacaoğlan’ın yaşadığı yüzyıl ve sosyal statüsü hakkındaki
rivayetlerin bu derece çeşitlenmesi öncelikle Yozgatlı
Karacaoğlan’ın varlığının araştırılmaya muhtaç olduğunu
göstermektedir. Hangi yüzyılda olursa olsun Yozgat’ta Karacaoğlan
adında bir aşık/şair gerçekten yaşamış mıdır? Yaşamışsa yaşadığı
yüzyıl mensubu olduğu sosyal çevre ve köyü/ kasabası neresidir?
Sırasıyla bu iki soruya Karacaoğlan hakkında yapılan araştırmaları
ve şiirleri göz önüne alarak cevap arayalım: Cumhuriyet döneminde
Karacaoğlan hakkında yapılan araştırmaların çoğunda XVII. Yüzyılda
Çukurova’da yaşayan Karacaoğlan’dan başka Karacaoğlanların da var
olduğu dile getirilmiş. Bu çevrede “Nizipli Karacaoğlan”108
“Rumelili Karacaoğlan”109 “Yozgatlı Karacaoğlan”110… gibi şairlerin
varlığı üzerinde fikirler ortaya konmuş. Belgeler gösterilmiştir.
İşte bu çerçevede Yozgatlı Karacaoğlan’ın hakkında ileri sürülen
görüşler şu noktalarda toplanmaktadır.
Yukarıda adı geçen makalesinde en az dört Karacaoğlan’ın yaşamış
olduğu görüşünü dile getiren Prof. Dr. İlhan Başgöz “Karaca’oğlan111
adlı eserinde “bir Karac’oğlan dan ziyade Karac’oğlan geleneğinden
Karac’oğlan şiir okulundan bahsetmenin daha doğru olduğu” kanaatini
taşıdığı belirtmektir. 112 Yayınlandığı bu eserinden sonra Karacaoğlan üzerine yaptığı araştırmaları sürdüren Başgöz yapılan
araştırmalarla XVI. yüzyılda yaşadığı bildirilen Bektaşi tarikatına
mensup Karacaoğlan’ın113 Yozgatlı olduğu hükmüne varmaktadır.
114 Bu Karacaoğlan Rumeli’deki savaşlara katılan bir yeniçeri
şairidir. Yılmaz Göksoy’un tespit ettiği rivayetlerden115 yola çıkan Başgöz’e göre Karacaoğlan, Yozgat’ın Mamure (Aydıncık) köyünden
olup, pazarlarda pekmez satarak geçimini temin etmektedir.
Pazarlarda pekmez satarak geçimini temine çalışan bu köyü daha sonra
Zileli Salih Hoca medresesinden tahsili görmekte, bulunan ardından
saz şairleri geleneğine uygun bir şekilde rüya görüp bade içmekte
çalıp türkü söylemektir. Ardından Yavuz Sultan Selim’in ordusunda
İran seferine katılmakta, 1514 yılındaki bu seferde gösterdiği
yararlılıklardan dolayı terfi etmekte, bunun ardından ordudan
ayrılarak Yozgat’a dönmektedir. Yozgat’ta sevdiği kız alamayınca
yeniden orduya katılarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılan
Avrupa seferlerinde bulunmaktadır.116

Yozgatlı Karacaoğlan’a yakıştırılan bu uzun maceralı ve destani
hayatın izaha muhtaç bir çok yeri bulunmaktadır. Pazarda pekmez
satan bir köylünün daha
sonra Zile’de medrese tahsili görmesi, medrese tahsilinden sonra
bede içip, aşık olması, Yavuz’un ordusuyla İran’a Kanuni’nin
ordusuyla Avrupa içlerine gitmesi, devşirme çocuklarından kurulan
Yeniçeri ordusundan Kolağası Yardımcılığı rütbesine kadar
yükselmesi, gerçek bir hayatın izlerini taşımaktan çok, musannifi
bilinmeyen bir halk hikayesinin konusuna daha uygun düşmektedir.117
Yozgatlı Karacaoğlan’ın XIX. yüzyılda yaşadığını dile getiren ilk
yazılar M. Şakir Ülkütaşır tarafından kaleme alınmıştır. Ahali
Gazetesi 118 ve Yeni Türk Mecmuası’nda
119 yayınlanan yazılarında Ülkütaşır, “Yozgatlı Karacaoğlan, Yozgat’ın Zeyneddin (Doğanlı)
köyünde doğmuş ve o havalide tanınmış bir halk şairidir. 1260 h.
tarihlerinde yani Osmanoğullarından Abdülmecid zamanında yaşamıştır.
Ümmi olup deyişleri de fıtri istidadının mahsulüdür.” görüşlerine
herhangi bir kaynak göstermeden yer vermekte ve Yozgatlı
Karacaoğlan’a ait olarak gösterdiği beş koşmayı yayınlamaktadır.

Yozgatlı Karacaoğlan’ın XIX. yüzyılda yaşadığını savunan bir diğer
araştırıcı ise tesbit ettiği rivayetlerde Prof. Dr. İlhan Başgöz’ün
şairimizin XVI. yüzyılda yaşadığı görüşünü savunmasına kaynaklık
eden Yılmaz Göksoy’dur. Erciyes dergisinden yayınlanan üç
makalesinde 120 başta M. Şakir Ülkütaşır’ın yazıları olmak üzere,
Yozgat civarında dolaşan rivayetleri değerlendirerek ve Yozgatlı
Karacaoğlan’ın olduğu kabul edilen şiirleri inceleyerek sonuca
ulaşmaktadır:
Yılmaz Göksoy, A. Gani Telli Hoca adlı kaynak
kişinin Karacaoğlan’ın mezarının Gevrek ile Doğanlı köyleri
arasındaki yığılı taşların arasında olduğunu söylediğini
bildirmektedir 121 ki bu rivayet Ülkütaşır’ın Yozgatlı
Karacaoğlan’ın Zeyneddin (doğanlı) köyünden olduğuna dair verdiği
bilgiye de uymaktadır. 122
Yılmaz Göksoy’un tesbit edilen bir başka rivayet ise, Yozgatlı
Karacaoğlan’ın Gevrek köyüne uğradığı, bir kıza aşık olduğu, kızı
alamayınca da üzüntüsünden öldüğü şeklindedir.
123
Yine Göksoy tarafından tesbit edilen bir başka rivayetin Yozgatlı
Karacaoğlan’ın Mamureli (Aydıncık) olduğuna işaret ettiğini ve bu
rivayetin Prof. Dr. İlhan Başgöz tarafından onun XVI. Yüzyılda
yaşadığının delili olarak gösterildiğini daha önce ifade etmiştik.
124
Bu rivayetlere ilaveten Göksoy, Karacaoğlan’ın şiirlerinde geçen yer
isimleri ile Yozgat’taki yer isimleri arasında bağlantı kurmakta ve
meşhur, Karacaoğlan ile Karacakız 125 hikayesinin de Yozgatlı Karacaoğlan’a ait olduğunu ileri sürmektedir. Göksoy’un bu konudaki
görüşleri şu noktalarda toplanmaktadır:
Karacaoğlan’ın
“Mamalı’dan ben bir Rıdvan oğluyum”
mısraı bazı araştırıcılarca 126 XVII. Yüzyılda yaşayan
Karacaoğlan’ın Mamalı aşiretinden olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.
Halbuki Dulkadirlilerin bir kolu olan Mamalı aşiretinin Bozok
civarında yerleşmiş Türkmen oymaklarından olduğu açıktır.
127
Ayrıca;
“Uğran Pazarcık’a Salmanbaba’ya”
mısranın da Yozgatlı Karacaoğlan'a ait olmasının muhtemel olduğunu
belirten Göksoy mamalı aşiretinin yerleştiği çorum un sungurlu
ilçesine bağlı salman köyünün varlığına dikkat çekmektedir.Karacaoğlan
ın;
“Tonuz ovasına her gelen çöker”
mısraını değerlendiren Göksoy Yozgat yaylalarının eski adı Tonuz
olan Şarkışla ya kadar uzandığını belirterek yine Şarkışla nın Topaç
köyü yakınlarındaki Kızılırmak’ın geçitlerinden birisinin
Karacaoğlan adını taşımasına dikkat çekerek Yozgatlı Karacaoğlan’ın
bu çevrede çalıp-söylediği kanaatine varmaktadır. Yine
Karacaoğlan’ın;
Bozok kazasında Üsyünova da 128
Yavrunun menendi güzel var m’ola”
mısralarının Yozgatlı Karacaoğlan’ın varlığının delillerinde biri
olduğunu bildirmektedir. Göksoy, Karacaoğlan ile Karakız’ın
mezarının olduğu bu köye Karakız adını bu sebeple vermiş olduğu
görüşlerini ortaya koymaktadır.129 Makalelerinde daha sonra Karacaoğlan’ın şiirlerinde geçen mahalli kelimeler ve yer isimleri
sadece Yozgat’ta kullanılan mahalli kelimeler olduğunu belirterek
şiirlerde geçen Emir, Eymirli, Sincan gibi yer isimlerinin de
Yozgat’ta bulunduğuna dikkat çekmektedir.130
Birbirinden farklı ve dağınık bu rivayetleri değerlendiren Göksoy
biri XVI. yüzyılda diğeri XIX. yüzyılda yaşamış iki Yozgatlı
Karacaoğlan’ın bulunabileceği ihtimali üzerinde duruyor.131
Görüldüğü üzere bu
rivayet şu veya yüzyılda bir Yozgatlı Karacaoğlan’ın yaşadığına
hükmetmemize yetecek bilgi ve belgeleri beraberinde getirmemektedir.
XVI.yüzyılda bir Yozgatlı Karacaoğlan’ın yaşamış olacağı ise
büsbütün imkansız gibi görünmektedir. XVI. büyük ölçüde göçebe
hayatı yaşanan, mamur bir beldeden yoksun olan132
Bozok'ta XVI.yüzyılında yaşamış hiçbir
şair günümüze gelmezken hakkında anlatılanlarda gerçekten çok hikaye
unsurları bulunan Yozgatlı Karacaoğlan’ın günümüze gelmesi oldukça
zordu. Kaldı ki Yılmaz Göksoy’un derlediği hikayeden
133 başka
elimiz de bilgi bulunmadığı halde XVI. yüzyılda yaşamış Yozgatlı
Karacaoğlan dan bahsetmek mümkün değildir.

Bununla birlikte eğer Yozgat’ta Karacaoğlan’ın adına bir şair
yaşamışsa bunun XIX. yüzyılında yaşamış olması kuvvetle
muhtemeldir. Yozgat XIX. yüzyılda Çapanoğulları’nın imar
hareketleriyle Orta Anadolu’nun gelişmiş bayındır şehirlerinden biri
haline gelirken açılan onlarca medresede tahsil görenlerin bir çoğü
güçlü birer şair olacak bu yüzyılında tertip edilen cönk ve
mecmualarda yerlerini almışlardır. Nitekim yaklaşık yüz yıl önce
tertip edildiği anlaşılan Yozgat’ın Fakıbeyli köyünden İbrahim
tarafından Yozgat İl Müzesi’ne bağışlanan bir cönkte XIX. yüz
yılında yaşayan Yozgatlı şairlerle birlikte Karacaoğlan’ın da beş
şiiri bulunmaktadır 134 yine bu dönemde yetişen Hüzni ve Zari’nin
cönklerinde Karacaoğlan şiirleri bulunmaktadır.
135 Şiileri sözlü
gelenekte yaşayan hayatı hakkındaki rivayetler halk arasında
dolaşan Karacaoğlan’ın günümüze yakın bir tarihte yaşamış olmasını daha
çok
ihtimal için buluyoruz.
Bütün bu rivayetler ve şiirlerden hareketle meşhur Karacaoğlan’dan
faklı olarak Yozgat’ta bir Karacaoğlan dan faklı olarak Yozgat’ta
bir Karacaoğlan’ın yaşadığını kabul edersek, bu şairin meşhur
Karacaoğlan’ın etkisi altında bu mahlası aldığını veya halkın
Karacaoğlan’ı taklit etmesinden dolayı kendisine karaca oğlan adını
yakıştırdığını ve zamanla bu mahlasla çerçevesinde tanındığını
düşünebiliriz. Yozgatlı Karacaoğlan’a mal edilen şiirlerin çoğunda
meşhur Karacaoğlan’ın tavrını, edasını görmekteyiz. Bu şiirler
gerçekten Çukurovalı Karacaoğlan’a aittir yada Yozgatlı karaca
oğlan, Karacaoğlan etki sinede şiir söyleyen bir şairimizdir.
Karacaoğlan’ın Anadolu’da yüzyıllardır eksilmeyen şöhreti ve
şiirlerinin bir çok şair tarafından taklit edildiği göz önüne
alınırsa her iki ihtimalin de tabii olduğu anlaşılır.
Yozgatlı Karacaoğlan’a mal edilen şiirlerle, Yozgatlı diğer
şairlerin şiirleri arasında bir takım konu, söyleyiş ve en önemlisi
“ayak” benzerlikleri bulunmaktadır. Bu noktalardan hareketle
Yozgatlı Karacaoğlan hakkında bir sonuca varılamaz ise de
Karacaoğlan’ın ve şiirlerinin yukarıda değerlendirilen belgelerin
ışığında Yozgat’a ve Yozgatlı şairlere uzak olmadığı rahatlıkla dile
getirilebilir.
Sonuç olarak biz, buraya kadar değerlendirdiğimiz bilgi ve
belgelerin ışığında Çukurovalı Karacaoğlan’ın etkisi altında şiir
yazan XIX. Yüzyılda yaşamış bir Yozgatlı Karacaoğlan’ın varlığını
aksi ispat olunana kadar kabul ediyor ve Yozgatlı Karacaoğlan’a mal
edilen şiirleri de bu çerçevede değerlendiriyoruz.
_________________________________________________________________________________________________
Her Sabah Her Sabah Çıkar Bakarsın
Bilemiyorum Ne Derdin Var Yar Senin
Dertli Sinem Aşk Oduna Yakarsın
Bilemiyorum Ne Derdin Var Yar Senin
Bahar Gelmeyince Güller Açılmaz136
Yarsız Yaylalara137
Konup Göçülmez
Uykudan Mı Kalktın Gözün Açılmaz
Bilemiyorum Ne Dersin Var Yar Senin
Yaz Gelince Kuru Otlar Sulanır
Cahil Olanların Gönlü Bulanır
Yıl Başında İki Bayram Dolanır138
Bilemiyorum Ne Derdin Var Yar Senin
Bahar Gelmeyince Güllerin Bitmez
Şakıyıp Dalında Bülbüller Ötmez
Her Sabah Ellerin Koynundan Gitmez
Bilemiyorum Ne Derdin Var Yar Senin
Karac’oğlan Der Ki Olduğu Yerde
Ciğer Biryan Olur Gördüğü140
Yerde
Sabah Güneşinin Doğduğu Yerde
Bilemiyorum Ne Derdin Var Yar Senin141
Kömür Gözlüm Ben Bu Yerden Gidersem
Gülen Oynan Yaran İle Eş İle
Aralıktan Kem Haberin Duyarsam
Delem Bu Sineme Kara Taş İle
Hey Ağalar Ben Bir Hata İşledim
Gamı Koydum Kasavete Başladım
Elma Deyi Al Yanağı Dişledim
İncitmişim Dökülesi Diş İle
Ememedim Leblerinden Barımı143
Deremedim Has Hasbahçemden Narımı144
Kim Ağlatmışım Benim Nazlı Yarim
Kan Doldurmuş Gözlerine Yaş İle
Karac’oğlan Ben Sevdadan Doyamam145
Ak Gerdanda Çifte Benler Sayamam
Can Tatlıdır Cana Kıyamam
Meğer Ağu Yediler Aş İle146
Ateşim Yanmadan Tütünüm Tüter
Havaya Bulutun Ağdığını Gibi
Yarin Bahçesinde Gülleri Biter
Ayın On Dördünde Doğduğu Gibi
O Yar Yine Bize Name Yollanmış
Arif Olan Sözlerinden Anlamış
Al Yanaklar Domur Domur Terlemiş
Rahmetin Güllere Yağdayı Gibi
Karaca Oğlan Aydur Başların Tacı
Ayrılık Şerbeti Zehirden Acı
Kıvrım Kıvrım Olmuş Zülfünün Ucu
Mor Menevşe Boynun Eğdiği Gibi147
KAYNAK SİTELER:
Belgeler gösterilmiştir.Bu Bilgiler aşağıdaki Kaynak sitelerden alınmıştır !!!
benzer kaynaklar çoktur